Makedonya topraklarında adımınızı attığınız an, bazen kendinizi Anadolu’nun bir köyünde gibi hissetmeniz işten bile değildir. Benim için de tam olarak böyle bir deneyim oldu. Makedonya'nın Radoviş kasabasına ulaştıktan sonra, dağların arasına gizlenmiş, buram buram tarih ve aidiyet kokan Kocaali (Kojalya) ve Ali Koç köylerinin yolunu tuttum. Bu bölge, Balkanlar'da Türk nüfusunun ve kültürünün en yoğun, en saf haliyle yaşatıldığı yerlerden biri.
Köylere yaklaştıkça evlerin üzerinde dalgalanan Türk bayraklarını görmek, göğsümü kabartan ilk detay oldu. Kocaali, bölgedeki en eski ve en büyük Türk köylerinin başında geliyor. Yaklaşık 180-200 haneli bu köyde sadece Türkler yaşıyor ve herkesin ana dili Türkçe. Öyle ki, köyün ilkokulunda çocuklara ilk 5 yıl tamamen Türkçe eğitim veriliyor.
Osmanlı’dan Kalan Miras: Tarih ve Geçim Kaynağı
Köyün merkezine ulaştığımda beni ilk olarak tarihi dokusuyla büyüleyen eski bir minare karşıladı. Köyün gençlerinden hukuk fakültesine hazırlanan Tülim ile sohbet ederken, bu toprakların köklerinin ne kadar derine indiğini bir kez daha anladım. Tülim, köy mezarlığında Osmanlıca yazılmış, asırlık mezar taşlarının bulunduğunu anlattı.
Tarihsel olarak buradaki varlığımız, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1371'deki fetihleri sonrasına dayanıyor. Konya, Karaman ve Aydın bölgelerinden getirilen Yörük Türkleri, bu dağ köylerine yerleştirilmiş. 4. yüzyıldaki Hun Türklerinin ayak izlerini de barındıran bu topraklarda, Balkan Savaşı sonrasındaki büyük göçlere rağmen dedelerimiz yurtlarını bırakmak istememiş ve kalıp kültürlerini korumuşlar.
Köyün Kalbi: Tütün Tarlaları ve "Kranlar"
Kocaali halkının en büyük ve neredeyse tek geçim kaynağı tütüncülük. Coğrafya yeşilin her tonuna sahip olsa da yaşam oldukça zahmetli. Köylüler her sabah araçlarla ya da motorlarla bir saat uzaklıktaki dağ tarlalarına giderek tütün kırıyorlar.
Köyün her yerinde "kran" ve "iskele" adı verilen ahşap yapılar görebilirsiniz. Tarlalardan toplanan tütünler evlerde iğnelerle diziliyor, ardından kurutulmak üzere bu iskelelere ve seralara asılıyor. Yağmuru ve sıcağı seven tütünün bu zorlu mesaisi, ekim ve kasım aylarına kadar aralıksız devam ediyor.
Ayşe ve Merze Nenelerin Dilinden Eski Gelenekler
Köyün dar sokaklarında yürürken 86 yaşındaki Ayşe Nene ve onun çocukluk arkadaşı Merze Nene ile tanışma şerefine eriştim. 3-4 yaşlarından beri arkadaş olan bu iki koca çınar, bana geçmişin o zor ama samimi günlerini anlattılar.
Yöresel Kıyafetler: Ayşe Nene’nin sandığından çıkardığı rengarenk el emeği gömlekler, şalvarlar ve düğünlük kıyafetler tam bir görsel şölendi. Eskiden çıkrık, gergef ve düzen adı verilen aletlerle bez dokur, iğneyle üzerlerine "sekiz gül" gibi geleneksel motifler işlerlermiş. Şimdilerde bu kıyafetleri genç evli kadınlar özel günlerde giymeye devam ediyor.
Bir Haftalık Düğünler: Eskiden düğünler pazartesiden başlayıp bir hafta sürermiş. Perşembe günleri atlara binilip gelin alınır, çeyizler toplanırmış. Şimdilerde ise düğünler tek güne düşmüş.
Başlık Parası Geleneği: Köyde evlilik gelenekleri hala çok sıkı. Günümüzde 4.000 ile 6.000 Euro arasında değişen bir başlık parası geleneği var. Ancak bu para kız evi tarafından harcanmıyor; altın yapılarak ya da doğrudan genç çiftin evlilik masrafları için onlara geri çevriliyor.
Bir Yaşam Mücadelesi: "Eskiden sırtımızda bebekle tütün kırmaya giderdik, tarlada bayılır uyurduk. Unumuzu bile kendimiz üretirdik. Şimdiki gençler traktörlerle gidiyor, her şey hazır. Şimdi rahata düştük ama çok zahmet çektik," diyerek geçmişin zorluğunu özetliyor Ayşe Nene.
"Burada Unutulduk..." Anavatan Özlemi ve Sorumluluğumuz
Kamera arkasında ve önünde köylülerle yaptığım sohbetlerde içimi burkan en net cümle, "Türkiye'den buralara pek gelen giden yok, burada unutulduk" serzenişi oldu. Geçmişte Türk Kızılayı’nın yaptığı yardımları, eski Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un ziyaretini büyük bir vefa ve mutlulukla hatırlıyorlar. Birçoğunun evladı Türkiye’de (özellikle İstanbul Samandıra'da) yaşıyor olsa da onlar topraklarını terk etmiyor.
Buradaki Türklerin mesajı çok net ve sarsıcı: "Türkiye Cumhuriyeti ne kadar güçlüyse, biz de burada o kadar güçlüyüz. Anavatanımız güçlü oldukça burada bizi kimse ezemez."
Balkanlar'da yaşayan soydaşlarımız, sadece birer tarihi figür değil; dilimizi, dinimizi ve benliğimizi sınırların ötesinde göğüsleyen birer kültür elçisidir. Makedonya'nın bu güzel Yörük köylerini unutmamak, unutturmamak ve yollarımız buralara düştüğünde bir selamı esirgememek hepimizin milli ve insani görevidir.
